Pazar, Ekim 17, 2010

Birbirimizi dinlemesini öğrenmeliyiz


Radikal özel haber çalışması yapmış. Telekominikasyon İletişim Başkanlığı'na girmiş, kayıtların saklandığı odalardan görüntüler almış. TİB'in açıklamasına göre Türkiye'de resmi olarak dinlenen telefon sayısı 70binden birazcık fazla. Rakam normal sayılabilir ama milletin bilmediği ve Radikal'in dikkat çekmekten imtina ettiği şey 'ortam dinlemelerinin' yani doğrudan polis ve jandarma tarafından mahkeme kararı çıkarılarak yapılan 'ses, görüntülü izleme dinlemelerin' rakama dahil olmaması. Bu sadece dinlenen telefon sayısı, resmi olarak. Gayrı resmi rakamlarla ilgili veri elde etmek tabii ki mümkün değil. Ama bence herkesin birbirini dinlemeyi öğrenmesi lazım. Diyaloğun temeli dinlemektir, yoksa birbirimizi nasıl anlarız. Aklıma bir de soru takılıyor; sahi, buz dağının kaçta kaçı suyun altında olurdu?

'Geh bili bili' dedin mi?


"8 yıldır ülkeyi idare ediyoruz. Kimin tavuğuna ‘kışt’ dedik ya! İstediğin gibi eğleniyorsun, kime müdahale ettik? Hangi yaşam koşuluna müdahale ettik?" R. T. Erdoğan

Tavuklardan izole bir hayat yaşıyor olmasının, bulunduğu yerlerle çiftliklerin arasında uzun mesafeler olmasının 'kıştlamamasıyla' bir bağlantısı var mıdır bilinmez. Benim takıldığım nokta; kimsenin tavuğunu kıştlamamak ve yaşam koşuluna müdahale etmemek bir lütuf mudur? Zaten öyle olması gereken bir şeyi vurgulamak ve övgü beklemek komik geliyor. Postacının birini düşünün, her gün müdürüne gidip "bugün de mektupları dağıttım hee" demesi ve sırıtarak övgü beklemesini. Lan senin işin o zaten, güldürme adamı.

Cumartesi, Ekim 16, 2010

Resepsiyon Hadise’si

Öncelikle ben tavrımı belirteyim; resepsiyona gitmiyorum. Sevgili Cummur’un nazik davetine her ne kadar sevinsem de politik duruşum resepsiyona gitmeme müsaade etmiyor. Son cümlede sebebini açıklayacağım ki okurken şöyle heyecanlanın.

Aslında merak ettiğim şeyler var bu resepsiyon şeysine dair. Gidip doğal ortamında incelemek, bir takım cevaplar aramak istemiyorda değildim. Mesela yıllar yılı generalllerin falan bu resepsiyona neden üniformayla katıldıklarını merak etmişimdir. Ortalıkta dolaşan yıldızlar falan. Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın resepsiyondan hatun kaldırmak için beyazları çekip gittiğine dair endişelerim var, bi huylanıyorum, hani üstünde böcek yakalarsında yarım saat daha heryerinde dolaşıyormuş gibi ürpertisi devam eder ya o şekilde.

Şimdi bu üniforma şeysi “asker” denen meslek erbabının iş kıyafeti değil mi? Neden iş kıyafetinle özel bir davete gidersin ki? Mesela bu resepsiyona memleketi çeşitli branşlarda başarıyla temsil etmiş sporcular da davet ediliyor. Ülkemizin başarılı olduğu spor branşları arasında halter ve güreş ilk sırada. Halil Mutlu’nun halter mayosu içinde 29 Ekim Resepsiyonunda elinde içkisi smokinli ağabeylerin içinde dolandığını hayal edin. O da onun iş kıyafeti değil mi sonuçta. Ya da yine güreş mayosu içinde bir milli güreşçimizin kabul esnasında bayan gül ile tokalaştığını düşünün. (İsim vermiyorum Devrimci Karargah’tan, Ergenekon’dan almasınlar garibanı) Bir milli boksör sadece şort ve boks eldivenleriyle ortalıkta geziniyor, eller serbest olmadığı için de içkisini yanındaki antrenörünün elinden yudumluyor. Romantik bir ortam olurdu.

Resepsiyona madencilerin davet edildiğini düşünelim mesela. Biliyorsunuz ömürlerinin büyük kısmını yerin altında geçiren bu insanlar bu aralar pek bir moda oldular. Belki sevgili Cumhur’da bu popülaritenin cazibesine karşı koyamaz ve onlardan da birkaç temsilci davet eder. Kafalarında fenerli baretleri ve kuru temizlemeden yeni çıkmış mavi tulumlarıyla madenciler dolanıyor smokinlerin frakların arasında. Doktorlar, hemşireler, örnekleri çoğaltmak mümkün, hayal gücünüze teslim ediyorum.

Bir de davetiye mevzuu var. CHP’nin İnce tavrını makul bulmamak mümkün değil. Her sene her sene aynı şey yazılmaz ki davetiyeye. Bana da geldi davetiye öncekilerle karşılaştırdım, resmen tarih değiştirip vermişler Cemil Ozalit’e. Azcık yaratıcı olunmalıydı bence de.

Cummuriyet Resepsiyonu’na 09’da menajeri aracılığıyla davet edilen sevgili Hadise’nin yoğun programı dolayısıyla Cummur’umuzdan resepsiyonu 30 Ekim’e ertelemesini rica ettiğini bilmeyen kalmamıştır herhalde. Kendisinin bu kibar ve makul ricasının da görmezden gelinmesini ve alay konusu olmasını kınadım. Resepsiyona karşı politik duruşumu da burada bina ettim zaten. Pek sevgili Hadise’ye yapılan bu kötü muamele hassasiyetlerimi uyandırdı, "bence ortada bir tarih dayatması var efenim" dedim, işte bu yüzden resepsiyona katılmadım, katılmıyorum. Bu resepsiyonda "dayamaya" karşı çıkma olayı da benim icadımdır, avukatlarıma gerekli talimatları verdim, İnce'leyecekler.

Paşamız seslendiriyor: Unuttun beni zalim


Ergenekon’dan içeri alınmayan bazı emekli paşalar GATA Ruh Sağlığı bölümünde uzun kuyruklar oluşturmuştu. Ülkemizin, dünya askerlik camiasına Körfez Savaşı Sendromu’ndan sonra “eski asker meslek hastalığı” hediyesiydi “ciddiye alınmama sendromu.” Paşalarımızın sitemlerini ve "beni de alın"larını ailecek severek izlemiştik. Şu sıralar ‘tavrını’ belli etmek isteyen üniversitelerde çeşitli konferanslar vererek, denizci kökenli olmamasına rağmen gündem kıyılarında gezinen emekli Gen.Kur.’umuz Yaşar Büyükanıt’a da yakalandığı bu amansız hastalıkla mücadelesinde başarılar diliyorum.

Hanefi Avcı'da ele geçirilldiği öne sürülen telefon kayıtlarıyla ilgili soruyu yanıtlayan Büyükanıt; "Benim neyim eksik, beni de dinlemişlerdir herhalde. Ancak bana böyle birşey gelmedi henüz" demiş Beykent Üniversitesi’nde.

Efendim gönüllerimizin paşasından geliyor; Unuttun Beni Zalim.

http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/25677/zeki-muren---unuttun-beni-zalim

Kadın-erkek eşitliği mi, tövbe de çarpılırsın!


Sayın Başbüken'in Kızılcahamam Kampı açılış konuşmasını dinliyorum iş güç yok nasıl olsa. Her telden çalıyor yine. Canlı canlı dinlemek çok keyifli oluyor yalnız, birilerinin yazdığı metinlerin dışına çıkıp "serbest uçuşa" geçmeye başladığında ilginç şeyler pörtletiyor. Az önce aynen şöyle dedi yemin billah:

"Kadın erkek eşitliğinden bahsediyor bazıları. Haklar noktasında evet ama. Diğer türlü eşitlik bir kere yaradılışa ters."


Cuma, Ekim 15, 2010

Üniformalı politikacılar, üniformasız askerler


Terfi ettirilmeyince Deniz Harp Okulu Komutanlığı görevinden istifa eden emekli Tuğamiral Türker Ertürk CHP'ye katıldı ve "ünformamı çıkarıp CHP'ye nefer oldum" açıklamasını yaptı. Kendisinin sapla samanı ayırma konusundaki bu başarılı tavrının üniformasını bir türlü çıkaramayan ve "Eylül'lere" hazır kıta nefer olan CHP'lilere örnek olmasını umuyorum.

Kustirica akıllı olsun akıllı!!


Bu Kustirica olayına nasıl bir yorum getireceğimi bilemedim günlerdir. Mevzu geçip gidince, yani mevzu değil de Kustirica gidince de zaten çok yorum yapmaya lüzum kalmadı. Yalnız adamı bir anda sırp kasabı yaptılar ya anlamak gerçekten zor. Neyse efendim konumuz Kustirica'ya iyi mi yaptık kötü mü yaptık değil. Ama "Kustirica da akıllı olsun akıllı!" yani;

"resimdeki gariban 180 Derece adlı filminin başrol oyuncusu Michael Neuenschwander. Altın Zortlakal Film Festivali'nde kendisini Kustirica'ya benzeten bir grup "seyirci!" tarafından sille ve tokat kardeşlerle tanıştırıldı. Mahalle baskısı ulan! 'Sen niye Kustirica'ya benziyon gel bakim buraya'."

Duyarsız ve yüzeysel yanımdan not: Ulan acayip şamatayı kaçırdık haa. Adamı sepetlemeselerdi sahicisini dövüp cümle aleme makara malzemesi çıkaracaktık, daha festival başlamadan gösterdiler zopayı kaçtı adam, ancak dublörünü dövebildik. Milyarlarca dolarlık Türkiye reklamının önüne geçen Kültür Bakanı'nı kınıyorum.

Radikal Devrim ve 17 Ekim


Radikal gazetesinin bir süredir çevirdiği "devrimimsi" reklamları bugün yumurtluyor. Merakla bekliyoruz. Bana acayip duyguları aynı anda hissettiriyor bu mevzu. Radikal gazetesi hakkında herkesin kendine has fikirleri vardır. Benim açımdan "solumturak liberalizmi" temsil eder, oldum olası da hiç hazzetmedim bu liboş tayfasından. Başlarda biraz gazeteciliğe benzer şeyler yapıyorlardı ama sonra onu da terkettiler. Hey gidi 6. Lenin; bakalım bugün kemiklerin ne kadar sızlayacak..

Perşembe, Ekim 14, 2010

Geri dönüş, yeni başlangıç


Sadece birkaç arkadaşımla paylaşmak istediğim bazı yazılar için açılmıştı bu blog. Kazara edindiği sayılı izleyiciyi garipsedim açıkçası. Bu bloga verdiğim ismi çok seviyorum, çok fazla şey ifade ettiği için değil beni gülümsettiği için. Önceki içeriği kaldırdım ve zamanında almış olduğum bu bloga başka bir yön vermeye karar verdim.

Bir süredir çok fazla şey yazmıyorum. Seyrek olarak yazdığım halde ısrarla takip eden dostlarım zaten biliyor bunu. Son birkaç zamandır kalemimi ısıtma çalışmalarına geri dönmeyi planlıyordum, sanırım başlangıcı bugüne denk geldi. Yarın veya sonraki günlerde ne olur bilmiyorum ama bugün hissettiğim "yeniden başlamak".